27 Ağustos 2013 Salı

Umutlar elini bırakır

Umutlar elini bırakır,
Gülümsemen solar
Fotoğraflar yetmez gözündeki ışığı
Gönlündeki acıyı anlatmaya...
Telefonlar kapalı, ses soluk yok
Ve bir gün duyarsın ki
O artık yok...
M.Özdaş

En son dört beş ay kadar önceydi. Neşeli, mutluydu sesi. Bir iyileşeyim, ağırlayacağım seni abla diyordu. İhtiyacı olan ilik ablasından alınacaktı. Geriye iki çocuğu annesiz bırakabileceğini düşünmüş müydü bilemem. Umutluydu, İstanbul'da çekilmiş, ağzinda koruyucu maskeli fotoğraflarıní hatırlıyorum o aklıma geldiğinde. 

Kandil gecesi, bayramda ve daha öncesi birkaç kez aramamda telefonu cevap vermemiş ve kapalı idi.Belki hastanede, belki telefon kullanmaması gerekiyor diye düşünmüştüm. 

Dün yine bir umutla, ondan haber alabileceğim birine sorduğumda '' O artık yok "' dediler. 

Benim de umutlarım, gülüşlerim soldu. 
Bir dua oldu dilimde. 
Nur içinde yatsın, Allah sevdiklerine, çocuklarına sabır ve kolaylık versin.

Sıralı olmuyor ölüm. 

Mü üzgün. __Msrf

1 Ocak 2013 Salı

Yolculuğa devam

Yıl: 2010
Dökülen İncilerim demişim, şiirime söz dizmişim, izi kalmış boynumda...
Bir dost demiş ki: Hepsi bu mu? Çoğalabilir mi?
Belki demişim...
O gün için on beş incim varmış.
Darmadağın olup boynumda iz bırakan...

Neden olmasın demişim bu dosta, neden çoğalmasın.
Bir sonraki şiirim "Çoğalan İnciler " olabilir belki...

Yüreğin merkezine kaçan minik bir söz, midyenin içine kaçan minik bir kum tanesinin
sebep olduğu gibi şekillenip çoğalabilir, yeni inciler doğurabilir.
Eksilen yanlarımız, yıpranan yanlarımız olacaktır elbet, ancak çoğalan yanlarımız da
olacaktır zamanla.

Birinci inci: Adı vefaydı. Bir ömür sürecekti.
İkinci inci: Şefkat: Sıcacık ısıtırdı.
Üçüncü inci: Güvenimdi.
Dördüncü inci: Aşkımdı.
Beşinci inci: Tutkumdu.
Altıncı inci: Mantığımdı.
Yedinci inci: Unutulan düşlerimdi.
Sekizinci inci: Tutunacak dalımdı.
Dokuzuncu inci: Bekleyişlerimdi.
Onuncu inci: Özleyişlerimdi.
On birinci inci: Hatalarımdı.
On ikinci inci: Öfkelerimdi.
On üçüncü inci: Günahlarımdı.
On dördüncü inci: Dualarımdı.
On beşinci inci: Eksilen yanımdı.

Ya şimdi?
Yıl: 2013
Bir zaman diliminin ikinci günü.
Vefa vazgeçilmez bir tat yaşamımda, şefkat bir bakışta, sözde saklı.
Güvenimi kazandım yeniden, aşk, tutku, mantık arada itişip kakışsa da, düşlerim
gökkuşağı renkleriyle süslendi. Tutunacak dala gevşek sarıldığımı fark ettim,
Beklemekten yorulmamam gerektiğini, aslında beklediğimin çok yakınımda olduğunu da.
Özlemek güzeldir, yokluğu ruhunuzda boşluk yaratanı özlersiniz, varlığı
yaşamınıza renk katanı özlersiniz, sesini duyduğunuzda sizi neşeyle dolduran, gözlerinizi parlatanı özlersiniz.

Hatalarımı da gördüm, her kul gibi kusursuz da değildim. Yaşamın size ne büyük
lütuflarda bulunduğunu bir kez daha gördüm. Öfkelerimden kurtulup günahlarımdan af
dileyip sevdiklerim için dualarıma devam ediyorum her an. Eksilen yanıma
gelince; yeri doldurulamayacak bir eksiklik değildi ve o yer sadece o kişiyle
dolardı. Şimdi dopdolu bir kalple, sevilen ve seven kişi olmayı bilmenin keyfi ile
yeni bir yıla daha aktık zamanla birlikte...

Geçen zamanı ardımda bırakıp " Yeni yıl " denilen yeni bir zaman dilimine geçerken
çoğalan yanlarımla giriş yaptım.

( Sürat = yol/zaman )olarak öğretiriz derslerde sürati.

"Uzay ve zaman, bütün fiziksel olayların ortak sahnesidir."
Herkes kendi sahnesinde verilen rollerini oynamakta sadece. Her sabah kalkıp işe
gidişimiz, yeniden dönüşümüz, ertesi gün planlarımız, yolda yürürken gözümüze çarpan
ve günler sonra bir konu açıldığında aklımıza geliveren küçük bir ayrıntı,
bekleyişlerimiz, kavuşmalarımız, nefretlerimiz, sevgilerimiz, ayrılıklarımız...
Defalarca oynanan sahneler.

Zamanı düşünüyorum şu an, klavyemde her harfi vuruşumda geride kalan zamanı.

( Zaman= yol/sürat )

Ne kadar da hızla geçiyor zaman... Ne kadar yol aldık bütün bir yıl içinde?
Dünya evrenin sonsuz karanlık boşluğunda yoluna büyük bir hızla devam ederken biz de
yol alıyoruz fark bile edemeden.

Koskoca bir yılı geride bıraktık yine, yine ertelenen duygularla, zaman zaman
kapıldığımız fırtınalarla, hayallerimizle...
Sizi hiçbir zaman bırakmayacağından emin olduğunuz sevgileri bulduğunuzda eksiltmeye
çalışarak değil, tamamlamaya, çoğaltmaya çalışarak sevin, sevilmenin
tadını çıkarın, yaşama her sabah yeniden merhaba demenin tadını da...

" Bilinçli duyularımızdan belki de en önemlisi, zamanın ilerleyişini duyumsayarak,
şu an, geçmiş ve gelecek beklentimizin olmasıdır. Geçmişe ait bilgimiz daha
önceki deneyimlerimizi imgelememizden kaynaklanır ve geçmişe ait bu imgeler, geçmiş
bir yaşamda “şu an”ı oluşturan beynimize kayıtlanmış imgelerdir. Şu anı
yaşayarak oluştururuz ve onu geçmiş dediğimiz dosyalara–anılarımıza
kaydederiz. Şimdiki zamanı, geçip giden zaman olarak sürekli yaşarız.
Yani, hep şimdi içindeyiz. Geçen her anla şimdi, geçmiş olur ve gelecekle yer değiştirir.
Geçmişi, şimdiyi ve geleceği içerir ve birbirini izleyen olayların ardışıklığından
oluşur."

Bilgi işlem merkezimiz her an görevde. Unutmak istediğimiz yaşanmışlıkları bile
aslında merkez unutmuyor, kayıt beyin kıvrımlarımızın bir yerindeki dosyasında
duruyor, sadece şifresini bir süreliğine unutmuş olmayı tercih ediyoruz.
Yeni yılın 2. gününden herkese merhaba... Zamanı ne kovalamaya ne de yakalamaya
gücümüz var, bırakın her şey olması gerektiği gibi olsun, zaten öyle olduğunu bir
süre sonra bir gün bir yerlerde aniden fark edivereceksiniz.
Akışın içinde üzerime düşen görevi huzur ve uyumla yapmaya devam ediyorum.

Herkese iyi yolculuklar dilerim.

02.01.2013
Saat: 03:40
M.Özdaş