28 Nisan 2012 Cumartesi

Kim daha üstün?

Elektromanyetik tayfın ancak % 1'ini görebildiğimizi ( görünen ışık) biliyor muydunuz? Hâlâ doğadan daha üstün olduğumuzu söyleyebilir miyiz; bir böcekten, bir arıdan, yılandan ya da baykuştan? Evreni sadece kısıtlı duyularımızla tanımlıyoruz..


Elektromanyetik tayfın ancak % 1'ini görebildiğimizi ( görünen ışık) biliyor muydunuz?

Hâlâ doğadan daha üstün olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Bir böcekten, bir arıdan, yılandan ya da baykuştan?

Evreni sadece kısıtlı duyularımızla tanımlıyoruz...

**********************************************************************************************************

Hepimiz bir şekilde çevremizdeki sıcaklığı hissedebiliriz. Derimiz bir tür kızılötesi almaç görevi yapar.

Ancak deri hiç de duyarlı bir almaç olmamasının yanı sıra, görüntü de oluşturamaz.

* Kızılötesi ışınımı algılama konusunda çok yetenekli bir hayvan var; Yılan.
Bazı hayvanlar bizim göremediğimiz morötesi dalga boyundaki ışımayı görebiliyor.

Bunlar arasında kuşlar, balıklar, sürüngenler ve az sayıda memeli var.



Morötesi ışık aslında gözler için zararlı. Bu nedenle çoğu memelinin göz mercekleri bu ışığı süzerek ağ tabakasına iletmiyor.

Ancak, bazı küçük kemirgenler bu dalga boyunu algılayabiliyor ve bunu kendi toplulukları içinde iletişimde kullanıyorlar.

Kuşlar ve bazı böcekler morötesini görebildikleri için bunu kendi aralarında görsel iletişimde kullanırlar.

Kuşların dişi ve erkekleri arasında genelde belirgin renk farkları olur.

Ancak, bazı türlerde bunu biz ayırt edemeyiz. Birbirlerinin aynısı gibi görünürler.

Bazı kuşlarda, yalnız morötesi dalga boyunda görülen farklar bulunur.

Aslında, kuşların birbirlerini bizim onları gördüğümüzden farklı gördüğünü söyleyebiliriz.

************************************************************************************************************

Köpekbalıklarının altıncı hisleri olduğu söylenir. Bu aslında bir bakıma doğru.

Köpekbalıkları elektrik alanları algılayabiliyorlar.

Bu da yakınlarındaki başka hayvanları bu yolla hissedebilecekleri anlamına geliyor.

Bazı köpek balıkları, kumun altında saklanmış olan balıkları bu duyuları sayesinde bulabiliyorlar.

Balıkları, kaslarını hareket ettirmede kullandıkları zayıf elektrik sinyalleri ele veriyor.

Köpekbalıkları, bunu yaparken, elektroalmaç (elektroreseptör) denen özel hücrelerden oluşan bir ağı kullanıyorlar.

**********************************************************************************************************

* Bal arıları dakikada 11400 kez kanat çırpar bu da vızıltı sesinin nedenidir.

* Kolibri( sinek kuşları )saniyede 50-80 defa kanat çırpar, bir dakika içinde 40 çiçeği ziyaret edebilirler.

*Saatte 100 km hızla uçarlar.

* Çok enerjik olduklarından her gün ağırlıklarının iki üç katı besin yemek zorundadırlar.

*En hızlı kuş Boğazlı Kırlangıç'tır. Hızı birkaç saniyede saatte 130 km'ye çıkabilir.

Söyleyin şimdi:

Evrende bir nokta kadar bile değilken bu büyüklenme niye?

(Müşerref Özdaş)

18 Nisan 2012 Çarşamba

Fırtınalar

Bugün insanlar tedirgin. Birçok şehri fırtına vurdu.THY birçok seferini iptal etti.Konya'da kum fırtınası çıkmış.Yaklaşık 200 aracın ise kaza yaptığı iddiası var. Afyon'da hızı 100 km'ye varan rüzgar çatıları uçurmuş.İstanbul'un Anadolu yakasında şiddetli rüzgar ve hortum oluşmuş.İnsanlar paniklemiş. Mesut Yar twitter'de diyor ki: .Hiç bu kadar siren sesi duymamıştım son günlerde. Köprüde yol arıyor ambulanslar. Bir şerit açın yahu! 


Hava ve deniz seferleri iptal...GSM hatlarında sorun TV yayınlarında kesilme...Boğaziçi trafiğe kapatılmış...Avrupa - Anadolu geçişinde ise polis ekipleri kontrollü geçiş sağlandığı, köprüde, rüzgarın şiddetine göre geçişlere izin verildiği,sürücülere köprüden geçerken direksiyonu sıkı tutmaları uyarısı yapılmakta...


Geçen hafta Elazığ'daki hortum faciasında da 6 kişi hayatını kaybetmişti.

Birkaç saat içinde ne çok şey oldu.


Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet Ercan'a göre bu yalpalanmanın nedeni Dünyanın manyetik alan hızının değişmesiyle yerin çekirdeğinin yalpalanma hızı da artması. Ve devam ediyor:  '' Bu hızının değişmiş olması doğal olayların artışıyla sonuçlanacak. Deprem, tsunami, volkan, hortum, sel, buz erimeleri, taşkınlar, yer kaymaları sayısında olağanüstü artışlar olacak. Örneğin Türkiye’de hiç hortum olmazdı, geçen hafta beş kişi öldü. Selleri sürekli izliyoruz, doğal orman yangınları, kutuplardaki buzul erimelerindeki hızlanma, Kuzey Işıklarının konumundaki değişim hepsi bunun sonucu.'' diyor A.Ercan.


Bu fırtınalar elbette bitecek. Peki, geriye ne  kalacak? Çöl tozlarının sebep olabileceği astım nöbetleri, kazalar sonucu kalıcı sakatlanmalar ya da artık hiçbir zaman böyle bir fırtınaya şahit olamayacak, hiçbir zaman sevdiği bir müziği dinleyemeyecek,sevdiği çiçeği koklayamayacak, sevdiklerini kucaklayamayacak olan ve bu dünyadan, aramızdan bir fırtına nedeniyle sonsuza dek ayrılanlar... ve daha pek çok şey.


Peki ya hayatımızdaki yalpalanmalar? Ya hayatımızdaki ani çıkan fırtınalar? Meteoroloji önceden tahmin edip atmosferik olası  değişimleri ve yaşanabilecek yansımaları konusunda uyarabiliyor ama ya hayatımızdaki fırtınalar?... Öyle bir an gelir ki küçük gerilimler birikerek bir anda enerjisi serbest kalır ve büyük bir patlama, duygusal bir fırtına, geçmişi, tüm sevgileri, aşkları, minneti alıp götüren hortumları yaşarken,  yanı başımızda yaşanırken bulabiliriz kendimizi. Belki küçük belirtileri de olmuştur ancak çok kez gözardı edildiğinden gün gelir ani bir patlama ile darmadağın olur yaşamlarımız. Geriye kalan enkazımızın toplanması da bir o kadar zordur. Elde edilen parçalar birleştirildiğinde öyle çok eksik olduğunu göreceğizdir ki, hiç bir şey bir daha eskisi gibi olamayacaktır ne yazık ki. 


Perşembenin gelişi çarşambadan belli aslında...Yaşama, tam şu ana, sevdiklerinize sıkı sıkı tutunun. Tam bu mevsimde açan erguvanların, leylakların  iç ferahlatıcı renklerini izleyin, koklayın. Yaşamınızdaki güzelliklerin farkına varın ve vardırın. Sıcak çaylarınızla birlikte sevgilerinizi yudumlayın...


M.Özdaş

UÇURUMUN KENARINDAKİ ÇİÇEK........




Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı,evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki! Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim. 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.' 'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.' 'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' ' ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.' 'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.' 'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem,saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilme merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' 'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.' Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
Bu gerçek aşktı.


Alıntı - M.Özdaş

1 Nisan 2012 Pazar

Sarı saçlı çocuk



Ey çocuk, 
sarı saçlı çocuk
saçının dalgaları ruhumun dalgalarına benzer,
sen benim sahip olamadığım çocuğum mu,
elden kaçırdığım çocukluğum musun?
en olmadık zamanlarda çıkıyorsun karşıma
kimsin sen?
gözlerindeki pırıltı bana cevap mı?
kahkahaların bana ilaç mı?
Sarı saçlı kız, gel tut elimi yine
dön etrafımda
minik düzgün dişlerini
zengin düşlerini göster bana...
oyna benimle yine
sonra unut git...
o anda kalsın her şey
sil hafızandan,
ama çık karşıma yeniden
daha saymayı beceremeyen dilinle bir şeyler söyle,
ve minik parmaklarınla dokun bana.


M.Özdaş 

Unutacaksın bir gün




Unutacaksın bir gün
Sesimi, bakışımı, duruşumu..
Sana sevgimi sunuşumu...

Kaç mevsim geçti üzerimizden,
kaç gelincik açtı, kaç kardelen güneşi gördü
Kaç lale koparıldı nazikçe
Ve uzatıldı bir sevilene?
Hüzün çöker akşamları,
yoksun her zamanki koltuğunda
hüznüm kirpik dibimde,
sancım sol yanımda...
Özlediğim canımda...
Her şeyim tam da,
Bir ellerin yok, sıcak kucağın yok
Bir tek gülüşün yok dünyamda.
Kurabiye kokularını özledim
Benim için pişirdiğin...
Telefonda, ‘’ çok gecikme ‘’ demeni,
Beni pencerede beklemeni...
Şimdi her şeyim tam da
bir tek kokun, gülüşün yok dünyamda...

M.Özdaş
01.04.2012

Tarifi zor duygular




Bulutlu bir Nisan günü öğleden sonrası ılık bahar havasını içime çekmek için dışarıda yürüyorum. Omuzunda minik bir kız çocuğu ile bir adam geçiyor yanımdan. Günün en güzel diyaloguna tanık oluyorum. Minik kızın aklına bir şey gelmiş olmalı ki dünyanın en tatlı, yumuşak , tarifsiz sesi ile sesleniyor:
- Babaaaa...
Cevap veriyor babası en müşfik, sevgi dolu, ancak bir babaya yakışır tonlamayla:
-Kızıımmmmm...


İşte bugün tanık olduğum bu diyalog bana tarifsiz duygular yaşattı...


M.Özdaş
01.04.2012